Cevap ve Düzeltme Hakkı Nasıl Kullanılır?

19 Kasım 2021 Cuma 18:08

Cevap ve Düzeltme Hakkı Nasıl Kullanılır?

Yurtseven Hukuk Bürosu bünyesinde Avukatlık hizmeti sunan Gülpembe Doğan, cevap ve düzeltme hakkı ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Cevap ve Düzeltme Hakkı (Tekzip) Nedir?

Günümüzde Gazete, dergi, internet yayıncılığı gibi yayın organları kanalıyla birçok makale ve haber yayınlanmakta olup bu haberler kimi zaman gerçeği yansıtmamakta yahut gerçeği yansıtmakla birlikte kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici nitelikte olabilmektedir. Cevap ve düzeltme hakkı kaynağını doğrudan Anayasa’dan alır. Anayasa m. 32’de  “Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.’’ Şeklinde tekzip hakkından bahsedilmiştir. Esasen Cevap ve düzeltme hakkının süreli yayınlar için asıl düzenlemesi Basın Kanunu m. 14’de yer almaktadır. Kısacası, cevap ve düzeltme hakkının temeli; Basın yoluyla hakları ihlal edilen veya zarara uğrayanların korunmasını sağlamaya dayanır.

Cevap ve düzeltme hakkı hangi durumlarda kullanılabilir?

Kişilerin gazete, dergi, internet yayınları gibi yayın organları ile şeref ve itibarının zedelenmesi ya da gerçeği yansıtmayan haberlerle karşılaşmaları durumunda cevap ve düzeltme haklarını kullanabilecekleri anayasa ve kanunla düzenlenmiştir. Yapılan haber gerçek olsa bile bunun habere yansıtılma biçimi kişinin şeref ve haysiyetini ihlal edebilecek nitelikte olabilir. Bu durumda da cevap ve düzeltme hakkı kullanılabilir.

Cevap ve düzeltme hakkı nasıl kullanılır?

Cevap ve düzeltme hakkı gerektiren süreli yayına karşı bundan zarar gören kimse, yayım tarihinden itibaren 2 ay içinde yayının sorumlu yazı işleri müdürüne noter aracılığıyla suç unsuru içermeyen üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan cevap ve düzeltme metnini ihtiva eden ihtarname göndermelidir. Düzeltme ve tekzip hakkına sahip olan kişinin mirasçılarından biri de bu hakkı kullanabilir. Bu durumda, yayının yapıldığı tarihten itibaren sorumlu müdüre gönderilmesi gereken metin yayın gününden itibaren 3 ay içerisinde gönderilmelidir. Sorumlu müdür, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç 3 gün içinde diğer süreli yayınlarda da yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır. 

Cevap ve düzeltme metninin yasada belirtilen sürede yayımlanmaması durumunda ne olur?

Cevap ve düzeltme metninin yasada belirlenen süreler içerisinde yayımlanmaması durumunda, yayım için tanınan sürenin bitiminden itibaren, belirlenen koşullara aykırı bir biçimde yayımlanması halinde ise yayım tarihinden itibaren on beş gün içinde cevap ve düzeltme hakkını kullanmak isteyen kişi için yargıya başvurma hakkı doğmaktadır. Kişi bu durumda bulunduğu yer Sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına veya bu kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi 3 gün içerisinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. 

Düzeltme ve cevabın yayınlanmasına hâkim tarafından karar verilmesi halinde, yayımlanmak için zorunlu süreler,  Sulh Ceza Hâkiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten itibaren, itiraz edilmişse yetkili makamın kararı tebliği tarihinden itibaren başlar.

Yargı makamlarınca verilen Cevap ve Düzeltme Kararlarına uyulmaması halinde ne olur?

Basın Kanunu’nun 18. Maddesinde yargı kararlarını yerine getirmeyen basın kuruluşlarına uygulanacak yaptırımlar ayrı bir madde olarak sıralanmıştır. Buna göre; Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hâkim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili on milyar liradan yüz elli milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ağır para cezası, bölgesel süreli yayınlarda yirmi milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda elli milyar liradan az olamaz. Sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilen ağır para cezasının ödenmesinden yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili ile birlikte müteselsilen sorumludur. Düzeltme ve cevap yazısının yayımlanmaması veya 14 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlara uyulmaksızın yayımlanması hallerinde hâkim ayrıca, masraflar yayın sahibi tarafından karşılanmak üzere, bu yazının tirajı yüz binin üzerinde olan iki gazetede ilân şeklinde yayımlanmasına da karar verir.

Açıkladığım sebeplerle sürecin çok sıkı şekil şartlarına haiz olduğu görülecektir. Bu sebeple herhangi bir hak kaybı yaşanmaması adına avukat danışmanlığı alınarak bu sürecin takip edilmesini öneriyorum.

Etiketler:

zonguldak , kdzeregli , eregli haber , avukat , gülpembe doğan , cevap , düzeltme hakkı

Yorumlar

İşçilik Alacakları Ne Kadar Sürede Sona Erer?

13 Kasım 2021 Cumartesi 00:44

İşçilik Alacakları Ne Kadar Sürede Sona Erer?

Yurtseven Hukuk Bürosu bünyesinde Avukatlık hizmeti sunan Doğan Can Ergül, işçilik alacakları ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Bir önceki yazımızda, uygulamada sıkça talep konusu olan işçilik alacaklarını ve bunların talep edilebilme koşullarından bahsetmiş, iş davalarının içeriği ile ilgili hususları ise bu yazımızın konusu yapmıştık.

İş davalarında istenen sonucu elde edebilmek için genellikle başvurulan deliller nelerdir ve ispat yükü hangi taraftadır?

Öncelikle şu hususa değinmek gerekir ki, iş davalarında duruma ve talep edilen işçilik alacağına göre ispat yükü işçi veya işverende olabilmektedir. Bazı işçilik alacakları konusunda ispat yükü işverendeyken, bazıları işçide olabilmektedir. Örneğin; fazla mesai yaptığını iddia eden işçinin bu hususu kendisinin ispatlaması gerekmektedir. Ya da kullanmadığı yıllık izinlerinin olduğunu iddia eden işçi karşısında yıllık izinlerinin kullandırıldığını veya kullandırılmasa bile ücretinin fesih sonrası işçiye verildiğini her durumda işveren ispat etmek zorundadır.

Bu bilgiler ışığında ispat aracı olarak hangi delillerin öne sürülebileceği ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur. Genel anlamda gerek işçilik alacakları, gerek ise işe iade davalarında ispat aracı olarak öncelikle başvurulması gereken delil iş yeri kayıtlarıdır. Her ne kadar daha kurumsal firmalarda iş yeri kayıtları daha sıkı ve istikrarlı şekilde tutulsa ve işveren tarafından bu kayıtların mahkemeye ibrazı konusunda daha titiz davranılsa da, davalarda çoğunlukla görüldüğü üzere iş yeri kayıtlarının sonuca gitmede yeterli olmadığıdır. Bu sebeple özellikle işçi tarafı için tanık yoluna başvurmak büyük önem arz etmektedir. 

Çoğunlukla fazla mesai yapıldığı, resmi tatillerde çalışıldığı, hafta tatili yapılamadığı gibi hususlarda en çok başvurulan delillerin başında tanık gelmektedir. Fakat işçi tarafından gösterilen tanıkların da yararlı olabilmesi için bir takım özellikleri barındırması zorunludur. Bunların en başında tanık olarak gösterilen işçinin işveren ile devam eden (derdest) bir davasının olmamasıdır. Bunun yanında, tanık olarak kabul edilecek kişinin işçinin mesailerine bizzat şahit olacak bir kişi olması gerekir. Örneğin, işçinin apartman komşusu işçinin çalıştığı yerde bizzat çalıştığına şahit değilse, sırf sabah evden çıktığı saati görüyor veya akşam eve geldiği saati bildiği için tanıklık yapamayacaktır. Bunun yanında, işçiye şahitlik yapacak kişinin beyanlarının geçerliliği, işçinin çalışmasına şahit olduğu tarih aralığı ile sınırlıdır. Örnek vermek gerekirse, dinlenen tanık, işçi ile 2018-2020 yılları arasında beraber çalışmış ise, tanığın fazla çalışma yapıldığına ilişkin beyanları bu yıllar için geçerli olacak, diğer yıllar için başka herhangi bir şahit gösterilmemişse, işçi diğer yıllarda fazla mesai yaptığını ispatlayamamış olacaktır.

Fakat bazı meslekler açısından mahkemelerce tanık dinletmek yeterli olmayabilmektedir. Bunlardan en sık rastlananlardan biri ise tır şoförleridir. İş mahkemelerinde, genellikle bir tır şoförünün çalışma saatlerini yalnız geçiriyor olması sebebiyle başka herhangi bir tanığın işçinin tüm mesailerine bizzat şahit olması beklenemeyeceğinden yapmış olduğu tanıklığa birçok açıdan sakıncalı bakılmakta, öncelikle takometre kayıtları incelenmekte, bu kayıtların olmadığı dönemler için ise Karayolları Trafik Yönetmeliği’ndeki günlük araç sürme sınırlamasına göre bir mesai saati belirlenmektdir.

Bazı durumlarda ise, işçinin bilgisayar kayıtları da delil gösterilebilmektedir. Özellikle banka çalışanları için bu kayıtlar çok sık başvurulan bir delil türüdür. Bunun dışında şehirlerarası otobüs şoförleri açısından emniyet müdürlüklerinde kayıtları tutulan otogar giriş-çıkış kayıtları da bu işçiler açısından sıkça rastlanan delillerdir.

Son olarak şu hususa değinmek isteriz ki, bazı deliller mahkemelerce kesin delil olarak görülmemekte, güvenilirliği daha az bulunduğundan, bu deliller neticesinde ortaya çıkan alacak miktarından hakkaniyet indirimi adı altında bir indirim yapılmaktadır. Söz konusu hakkaniyet indirimi genellikle iddiaların tanık beyanları ile ispatlandığı davalarda uygulama alanı bulmaktadır.

İşçilik alacakları ve işe iade davaları genellikle hangi aşamalardan geçer ve ne kadar sürede sona ermektedir?

İş davaları, basit yargılamaya tabi davalardır. Yani genel anlamda diğer hukuk dava türlerine nazaran daha kısa aşamalardan geçmektedir. Fakat yine de bu durum, günümüzde iş davalarının kısa sürede bitmesi için yeterli olmamaktadır. İş davaları da diğer dava türleri gibi ilk derece mahkemesi ve kanun yolu aşamalarından oluşmaktadır. İşçilik alacakları davası açısından ilk derece mahkemesi aşaması kural olarak yaklaşık 1 yıl sürmekte, fakat dava sırasında yapılan itirazlar, yanlış yapılan hesaplamalar, adli tatil, sonradan elde edilen deliller gibi sınırsız birçok sebeple bu 1 yıllık süre çoğunlukla uzamaktadır. Bunun yanında kanun yolu aşaması da, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu karara yapılan itirazların incelendiği aşama olmakla, bu aşamanın da ne kadar süreceği konusunda bir tahminde bulunmak zordur. Bulunulan yerdeki mahkemenin yoğunluğu bu konuda büyük önem taşımakta, yerine göre 6 ayda dosya sonuçlanabilmekte, bazı durumlarda ise 3 seneyi geçen sürelerde dosyalar sonuçlanmamaktadır. 

İş hukuku ile ilgili sorunlarda, mahkemelere başvurmadan önce arabuluculuğa başvurulması gerekmektedir. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanırsa anlaşma tutanağı düzenlenmekte, bu tutanak ise mahkeme kararı yerine geçmektedir. Fakat anlaşma olmazsa, bu durumda iş mahkemelerinde dava açmak gerekir. Bu durum işe iade davaları ve işçilik alacakları davalarını her ikisi için de aynıdır.

Dava dilekçesi ile birlikte dava açıldıktan sonra, dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ olması beklenir ve davalı tarafın iki haftalık cevap dilekçesi vermesi gerekir. Ardından ise delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi aşamasına geçilir. Burada bir ayrım yapmak gerekir ki, işe iade davaları açısından delillerin toplanması ve varsa tanıkların dinlenmesinin ardından karar aşamasına geçilir ki, işçilik alacakları davasında tüm bu aşamalardan sonra mahkemece dosya hesap bilirkişisine gönderilerek eldeki delillerle talep edilen işçilik alacaklarından ne kadar bir miktar alacağın oluştuğu hesaplanır. Ardından hazırlanan rapora itiraz olmaz veyahut yapılan itiraz mahkemece reddedilirse yine karar aşamasına geçilecektir. Karardan sonra ise gerekçeli kararın yazılması, kararın icraya konulması ve üst mahkemeye itiraz süreçleri başlar. Üst mahkemeye yapılan itiraz (kanun yolu aşaması) da sonuçlandıktan sonra dava dosyası kesinleşir.

İşe iade davalarında dava kesinleştikten sonra eğer işçinin işe iadesine karar verilmiş ise, kararın kesinleşmesinden itibaren 10 iş günü içinde işçi tarafından işverene işe iade için başvuru yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan fesih geçerli hale gelecektir. Başvuru ise ispat kolaylığı açısından noter ihtarnamesi yoluyla yapılması uygundur kanaatindeyiz. Ardından ise işverenin işçiyi bir ay içerisinde işe başlatması veyahut işe iade mahkeme kararında belirtilen tazminatı ek olarak işçiye ödemesi gerekmektedir.

Etiketler:

zonguldak , ereğli haber , avukat , doğan can ergül , işçilik alacakları

Yorumlar

Yasal Mal Rejimi Nedir? Ne Zaman Sona Erer?

6 Kasım 2021 Cumartesi 01:03

Yasal Mal Rejimi Nedir? Ne Zaman Sona Erer?

Yurtseven Hukuk Bürosu bünyesinde Avukatlık hizmeti sunan Cansu Ergül, mal rejimi ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Mal rejimi nedir?

 Eşlerin, evlilik öncesi sahip oldukları ve evlilik süresince edindikleri malvarlığını yönetme, yararlanma ve bunlar üzerinde her türlü işlem yapma usulleri ile evlilik sona erdiğinde nasıl paylaşılacağını belirleyen hukuk kurallarına mal rejimi denir.

Yasal Mal Rejimi Nedir ?

Yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile aksine sözleşme yapılmadıkça evliliklerde edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerin evlilik birliği içerisinde edindikleri mallara diğer eşin ortak olmasıdır. 

2002 Öncesinde edinilen mallar için ayrı bir dava açmak gerekir mi?

1 Ocak 2002 tarihinden sonra açılan boşanma davalarında (1 yıl içinde sözleşme yapılmamışsa), evlilik tarihinden 1 Ocak 2002 tarihine kadar eski mal rejimi, 1 Ocak 2002’den dava tarihine kadar yasal mal rejimi uygulanır ve tasfiye buna göre yapılır. Yani bu evliliklerde iki mal rejimi vardır ancak iki mal rejimine ait talepler tek bir davada talep edilir.

Kişisel mallar nelerdir?

 Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya , tarafların emek  vermeden sahip oldukları mallar (bağış, miras gibi) tarafların  evlenmeden önce sahip oldukları mallar, mânevi tazminat gibi tarafların alacakları, kişisel malların yerine geçenler, tarafların aralarında “kişisel  mal” olarak kabul edileceğini kararlaştırdıkları mallardır.

Edinilmiş mallar nelerdir?

Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Bir eşin edinilmiş malları;çalışmasının karşılığı olan edinimleri, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri, edinilmiş malların yerine geçen değerlerdir.

Mal rejiminin tasfiyesi nasıl olur?

Taleple birlikte kişisel mallar tasfiye işlemleri dışında bırakılarak edinilmiş mallar tasfiye edilir. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerlerine göre hesaplanır. Dolayısıyla öncelikle eşlerden her birinin kişisel malları ve edinilmiş mallarının, mal rejiminin sona erdiği ana göre belirlenmesi gerekir. Sonrasında da ‘artık değer ‘belirlenir ve kural olarak bu değer eşler arasında eşit olarak paylaştırılır. Artık değer, edinilmiş mallara eklenecek değerler ve kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.

Yasal mal rejimi ne zaman sona erer?

Yasal mal rejimi tarafların boşanması, evliliğin iptaline karar verilmesi, taraflardan birinin ölümü ile veya başka bir mal rejiminin kabulü ile sona erer.

Mal rejiminin tasfiyesi için dava açılır mı?

Mal rejimi konusu ya da mal rejiminin tasfiyesi, talebe bağlıdır. Yani  bunun için eşlerden herhangi birinin talebi bulunmuşsa, belirli bir harç  yatırarak dava açabilir. Ortada açılmış bir dava var ise  karşı taraf da, karşılıklı dava şeklinde dava açabilir. 

Mal rejiminin tasfiyesi boşanma davasında mı talep edilmeli, ayrı bir  dava mı açılmalı?

Mal rejiminin tasfiyesinden doğan dava ve talepler boşanmanın eki niteliğinde  olmayıp, uygulamada boşanma davasında talep edilmesi halinde tefrik  edilerek, bekletici mesele yapılmaktadır.

Etiketler:

zonguldak , ereğli haber , uyuşturucu , avukat , mal rejimi

Yorumlar

Hangi Şirketler Avukat Bulundurmak Zorunda?

30 Ekim 2021 Cumartesi 10:48

Hangi Şirketler Avukat Bulundurmak Zorunda?

Av. Beyza Nur Yaman kimdir? 1998 Kdz. Ereğli doğumluyum. Çocukluğum Alaplı'da geçti. Alaplı Anadolu Lisesi'nden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne başladım. Dört senede lisans eğitimimi tamamlayarak nihayet 2020' de mezun oldum. Şimdilerde Yurtseven Hukuk Bürosu bünyesinde mesleki faaliyetini sürdüren avukatlardan biriyim.

Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu Nedir?

Ülkemizde birçok şirketin taraf olduğu sözleşmelerin hazırlanması ve incelenmesinde ve yine taraf oldukları davalarda ve icra takiplerinde kendilerini temsile yönelik çoğu zaman bir şirket avukatına ihtiyacı bulunmakta ve bu işlemler avukatlar kanalıyla yürütülmektedir. Ancak bazı ticari şirketler bakımından ise Avukatlık Kanunu kapsamında avukat bulundurulması zorunlu hale getirilmiş olup avukat bulundurma zorunluluğunun yerine getirilmemesi halinde Cumhuriyet Savcılıkları tarafından bu şirketlere idari para cezası gibi çeşitli yaptırımlar uygulanması öngörülmüştür.  

Hangi Şirketler Bakımından Avukat Bulundurma Zorunluluğu Bulunmaktadır?

Hangi şirketler bakımından avukat bulundurmanın zorunlu olduğu Sermayesi en az 250.000,00 TL olan anonim şirketler, üye sayısı en az 100 veya daha fazla olan yapı kooperatiflerinin de sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu bulunmaktadır. Yine sermaye artırımı yoluyla sermayesini 250.000,00 TL ve bu tutarın üzerine çıkarmış anonim şirketler bakımından da avukat bulundurma zorunluluğu bulunmaktadır.

Limited Şirketlerde veya Adi Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu Var Mıdır?

Limited şirketlerde veya adi şirketlerde avukat bulundurma zorunluluğu bulunmamaktadır. Sermaye şirketleri içerisinde yalnızca yukarıda izah edilen özelliklere sahip anonim şirketlerde avukat bulundurma zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak yine de her şirketin sözleşmelerinin derlenmesi, yeni gelen kanun değişikliklerine adapte olma süreçlerinin kolaylaşması ve herhangi bir hak kaybı veya hak kazanımının gecikmesine sebebiyet verilmemesi adına işletme sahiplerinin avukat danışmanlığı almalarını tavsiye etmekteyim.

Şirketler Avukat Bulundurma Zorunluluğunu Ne Şekilde Gerçekleştirirler?

Bu husus aylık danışmanlık bazında serbest meslek makbuzu karşılığında ücreti ödenecek ve avukatlık sözleşmesi akdedilen sözleşmeli bir avukatın bulunması veya sigortalı olarak o şirkette bir avukatın çalıştırılması şeklinde gerçekleşebilir.

Kanunda Avukat bulundurma zorunluluğundan kasıt aşağıda da ifade edildiği üzere sözleşmeli olarak bir avukatla anlaşılmasıdır. Dolayısıyla avukatın sigortalı olarak o şirket de klasik bir işçi-işveren ilişkisi kapsamında çalıştırılıyor olması şart değildir. Ancak izah ettiğim üzere avukatın iş sözleşmesi kapsamında sigortalı şirket avukatı olarak çalıştırılması halinde de o şirket bakımından avukat bulundurma zorunluluğuna yönelik bu şart gerçekleşmiş olacaktır

Avukat Bulundurma Zorunluluğunun Yerine Getirildiğinin İspatı Nasıl Gerçekleşir?

Bu hususta zaman zaman Barolarca Anonim Şirketlere, avukat bulundurup bulundurulmadığın sorulduğu   avukat bulundurma zorunluluğunun yerine getirmeyen anonim şirketler hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunulacağı şeklinde yazılar gönderilerek denetim yapılmaktadır.

Bu sebeple anonim şirketlerin ilgili şirket avukatıyla yaptığı avukatlık sözleşmesi, avukatın kesmiş olduğu serbest meslek makbuzu, banka dekontu gibi ödeme belgeleri,  anonim şirketlerde  avukat bulundurma zorunluluğunun yerine getirildiğine dair birer ispat vasıtasıdır. Yine ilgili avukatın şirkette sigortalı olarak çalışması halinde ise avukatla yapılan iş sözleşmesi ve avukatın maaş bordroları da anonim şirketlerde avukat bulundurma zorunluluğunun yerine getirildiğine dair başka bir ispat vasıtasıdır.

Avukat Bulundurma Zorunluluğunun Yerine Getirilmemesi Halinde Bunun Yaptırımı Nedir?

Avukatlık Kanunu madde 35’e göre avukat bulundurma zorunluluğunu yerine getirmeyen kuruluşlara, ‘’Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan on altı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilir.’’ Şeklinde cezai yaptırımda bulunulacağından bahsedilmiştir.

Etiketler:

Zonguldak , kdzeregli , ereğli belediyesi , avukat , beyza nur yaman , yurtseven

Yorumlar

İzale-i Şüyu Davaları Nedir ve Nasıl Yürütülür?

22 Ekim 2021 Cuma 19:03

İzale-i Şüyu Davaları Nedir ve Nasıl Yürütülür?

Avukat Arabulucu Zehra Dalkurt Yurtseven kimdir? 1997 Selçuk Üniversitesi Mezunuyum. 1998 yılından bu yana çeşitli kurum vekillikleri ardından da 2010 yılı itibariyle Yurtseven Hukuk bünyesinde Avukatlık mesleğimi sürdürmekteyim. Dava ve uyuşmazlık çözümü ile ilgili Ticari uyuşmazlıklar, İşçi ve İşveren uyuşmazlıkları, Tüketici uyuşmazlıkları başta olmak üzere tarafların üzerinde tasarruf edebileceği tüm hukuki konularda Arabuluculuk hizmeti vermekteyim.

İzale-i Şüyu (Ortaklığın Giderilmesi)Davası nedir?

İzale-i Şüyu veya Ortaklığın Giderilmesi davası ortak mülkiyet olarak sahip olunan, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarının ortaklar arasındaki paydaşlığına son vererek kişisel mülkiyete geçişi sağlayan, diğer bir deyişle hissedarların mallarının aynen paylaştırılması veya mahkeme tarafından satılarak bedellerinin hissedarlar arasında payları oranında paylaştırılmasını sağlayan bir dava türüdür. Çok taraflı ve davanın tüm tarafları için benzer sonuçlar doğuran bir dava türüdür ki davayı açan davacı taraf yargılama sırasında davadan feragat etse bile davalılardan herhangi biri davayı takip edeceğini mahkemeye bildirerek davanın sonuçlandırılmasını sağlayabilmektedir.

Ortaklığın giderilmesi davasında Davacı ve Davalı Kimdir?

İzale-i şuyu davasını, menkul veya gayrimenkule ortak olan bir veya birkaç ortak bir araya gelerek açabilirler. Paydaşlar kendi aralarında malı nasıl pay edeceklerine dair bir anlaşma sağlayamıyorlar, ortaklığı anlaşma yolu ile sonlandıramıyorlar ise paydaşlardan biri diğer paydaşlar aleyhine izale-i şüyu davası açarak dava yolu ile ortaklığın giderilmesini isteyebilmektedir. Davayı tek bir paydaş açtıysa geri kalan bütün paydaşlar davalı sıfatında, davayı birden fazla paydaşın açtığı durumda ise, kendileri dışındaki bütün paydaşlar davalı sıfatına sahip olur.

Tüm paydaşların ortaklığın giderilmesi davasında yer alması zorunludur. Paydaşlardan birinin ölümü halinde mirasçılık belgesinde adı geçen tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi gerekmektedir. Tüm ortaklar davaya dahil edilmeden bu davanın sonuçlandırılması mümkün değildir.

İzale-i Şuyu Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme kimdir?

Ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davasında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi’dir. Yetkili mahkeme ise; ortaklığın giderilmesi davasının açılacağı taşınmaz malın bulunduğu yer mahkemesidir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Mahkeme Harç ve Giderleri nelerdir?

Ortaklığın giderilmesi davası matbu harca tabidir. Davayı açan paydaş dava harcını ve mahkeme giderlerini davanın başında ödemek zorunda kalsa da davanın sonunda mahkeme giderleri ve avukatlık ücretleri payları oranında taraflara yükletilir. İzale-i şuyu davasında, davanın tarafı olan herkes davadan aynı şekilde etkilenir.

 Ortaklığın Giderilmesi hangi yöntemlerle mümkündür?

Taraflar malı nasıl taksim edeceklerine aralarında anlaşarak, dava sırasında bu anlaşmayı mahkemeye bildirebilirler. Hakim, bu anlaşma ile ortaklığın giderilmesine karar verebilir. Taraflar aralarında anlaşma sağlayamazlarsa, satış yoluyla ya da aynen taksim yoluyla paydaşlık ortadan kalkacaktır. Şöyle ki;

-Aynen Taksim suretiyle Ortaklığın Giderilmesi: Taşınır veya taşınmaz malınAynen taksimi için taraflardan birisi talepte bulunabilir. Mahkemece malın aynen bölünerek paylaştırılmasına karar verilebilmesi için taşınmazın yüzölçümü, niteliği, pay ve paydaş sayısı ve tarım arazilerinin niteliği ile imar mevzuatına göre aynen taksimin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekir. Taşınmazın önemli ölçüde bir değer kaybına uğraması söz konusu ise aynen bölünerek paylaştırılmasına karar verilemez. Paydaşlar rıza göstermedikleri takdirde taşınmazın bir bölümü paylı bırakılamaz.

Aynen bölünerek paylaştırmanın mümkün olması durumunda bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanır(TMK md 699/2). Ayrıca taşınmazda taksim mümkün ise fen bilirkişisine taksim projesi düzenlettirilir ve mahkeme tarafından projedeki bölümlerin hangi paydaşa verileceği konusunda tarafların anlaşmasına göre veya anlaşma sağlanamadığı durumlarda kura çekilerek hüküm tesis edilir.

Paydaşlar arasında anlaşma olmadıkça hakim kendiliğinden bazı taşınmazların bir kısım paydaşlara, kalanın diğer paydaşlara verilmesi şeklinde aynen bölünerek paylaştırmaya karar veremez.

Ortaklığın giderilmesi davalarında en çok karşılaşılan bir diğer husus, taşınmaz malda kat mülkiyeti kurmak mümkünse, hakim kat mülkiyeti kurulup kurulamayacağını çok iyi araştırmalıdır. Kat mülkiyetinin kurulması mümkün olan bir taşınmaz malda satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilemez.

-Satış Yapılması Şeklinde Ortaklığın Giderilmesi:

Öncelikle mahkeme, taşınmazın aynen taksim edilip edilmeyeceğini tespit etmek için keşif yapar. Aynen taksimin olanaksız olduğunu tespit ettikten sonra satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verir. Taşınmaz malın satışı mahkeme vasıtasıyla değil satış memurluğu veya icra dairesi marifetiyle açık arttırma yoluyla olmalıdır.

Satış Ortaklar Arasında Yapılabilir mi?

Tüm paydaşlar bir araya gelerek satışın ortaklar arasında yapılması hususunda oybirliğiyle anlaştıkları takdirde satış yalnızca ortaklar arasında yapılır.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Aidiyeti Konusunda Çekişme nasıl çözülür?

Ortaklığın giderilmesi davasının konusu taşınmazda bulunan bina, ağaç, tesis gibi bütünleyici parçalar üzerinde mülkiyetin kime ait olduğu hususu ortaklar arasında tartışma konusu ise, bu uyuşmazlığın ayrı bir dava açılmak suretiyle giderilmesi gerekir. Uygulamada ''muhdesatın aidiyetinin tespiti davası'' diye adlandırılan bu davanın açılması halinde, İzale-i Şüyu davası yargılamasında, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının sonuçlanması bekletici mesele yapılır. Taşınmazda yer alan muhtesatlar üzerindeki mülkiyet hakkı tespit edildikten sonra bütünleyici parçalar da dahil edilerek ortaklığın giderilmesi gerekir.

İzale- şüyu davaları tamamlandıktan sonraki aşamada gerçekleşen ihale ile satış süreci daha sonraki yazılarımızda devam edecektir.

Etiketler:

zonguldak , kdzeregli , eregli haber , avukat , zehra yurtseven , arabulucu ve uzlaştırmacı

Yorumlar
  • Kemal Bey,
    23 Ekim 2021 Cumartesi 12:00

    Taşınmaz sahibinin 1.Derece Sit alanıyla ilgili kanuni hakları nelerdir?hangi şekillerde nelerden faydalanabilir(takas v.b)hangi yolları izleyebilir bilgilendirirseniz sevinirim.